$ DOLAR → Alış: 4,75 / Satış: 4,77
€ EURO → Alış: 5,48 / Satış: 5,50

Beddua Ve Akıbet Ali KAYBAL Kaleminden

Ali KAYBAL
Ali KAYBAL
  • 15.08.2016
  • 843 kez okundu

Dua, beddua (lanet okuma) ve Allah’a havale etmek,

Yanlışa doğru diyebilmek, Doğruyu yanlış olarak aktarmak,
Hedefi şaşırmak, Menzilden uzaklaşmak,
Duaya mazhar olmak,
Bedduaya düçar olmak…
İslam’da dua vardır. Ve dua müminin silahıdır.
Duaya evet.
Ya beddua !

Beddua bumerang gibidir. Hedefini bulursa atom bombası gibi düştüğü yeri viran eder.
Hedefini bulmaz ise beddua sahibine geri döner.
Kişinin abdestinden şüphesi yoksa elbette ki kıldığı namazda da şüphesi yoktur.
Ancak abdestinde şüphesi olanın, içinde bir uhdesi olanın namazı doğru kılması halinde bile namazının fesat olabilme ihtimalinin yüksek olduğudur.
Yaptığı işlerden ve amellerden emin olan kişinin bedduadan korkması da yersizdir.
Beddua karşısında kişiyi savunmaya iten elbette onun yanlış icraatlarıdır.
Müslüman beddua eder mi etmez mi ?

Kur’an ;
Namuslu kadına iftira atana (Nur 23)
Allahı inkar edene (Bakara 161)
Bir mümini kasıtlı olarak öldürene (Nisa 93)
Yahudilere (Nisa 48)
Zalimlere (Araf 44)
İki yüzlü erkek ve kadınlara (Tevbe 68)
Bozgunculara (Rad 25)
Allah ve Resulünü incitenlere (Ahzap 57) lanet ediyor.

Peygamberimiz ;
Hırsızlara,
Rüşvet alıp verene,
Zekat vermeyene,
Faiz alıp verene,
Halkın işini üstlenip de ona zorluk çıkarana,
Ana babaya lanet edene,
Hanımını anasından üstün tutana,
Sadaka vermeye engel olana,
Dinden nefret ettirenlere,
Vücuduna dövme yaptırana,
İlmini açıklamayan alime,
Lütilere,
Kızını fasıkla evlendirene,
Ölü için ağlayana,
Zalim alimlere, bidatçılara,
Paraya tapana,
Ashaba sövene,
Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına,
Kadın gibi davranan erkeğe ve erkek gibi davranan kadına,
Lanet ediyor.

Tarihimizde ;
Fatih Sultan Mehmet’in; kurduğu vakfiyeyi değişikliğe uğratanlara ettikleri ile “ İstanbul’da edindiğim yerleri satanlar, Allah’ın gazabına uğrasınlar “ diye,
Kanuni Sultan Süleyman’ın vakfiyesini değiştirmeye uğraşanlar için “ Allah onların hesabını görsün “ diye,
Abdulhamit Han’ın İttihat ve terakkiye “Milletime yapılan fenalıklardan, yarın senin hesap gününde davacıyım!” diye,
Şehzade Mehmet’in cellatların hücum ettiği anda “Osman, dilerim Allah’tan hayat ve saltanatından mahrum ol, beni nasıl öldürüyorsan, seni de öyle öldürsünler!” diye,
Piri Paşanın ayyaş oğlunun ihaneti karşısında “Sen beni yaktın. Allah da seni yaksın oğul! “ diye beddua ettikleri de bilinmektedir.
Ayrıca;
“Evliyaların Kalkanı” adıyla meşhur dua da şöyledir:
“Rabbimiz hep kötülük planlayıp tuzak peşinde koşan kendini bilmez nâdanlara fırsat verme. Sen onların birliklerini dağıt. Cemiyetlerini darmadağın et. Menfi emellerini uygulamak için kullanacakları her türlü malzemeyi asla kullanamayacakları bir hale getir. Plan ve projelerini boz. Binalarını başlarına yık. Hallerini değiştir. Ecellerini yakınlaştır. Hiç kimse hakkında hiçbir kötülük düşünmeye fırsat bulamamaları için onları kendi dertleriyle uğraştır ve nihayet onları, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlüllah” ve “Bismillahirrahmanirrahîm” hakkı için güç ve kudretinin şanına yaraşır şekilde cezalandır!.”

İnsan kendisini bilir değil mi ?
Kendisini bilen insan da örneklerden, sünnetlerden ve Kur’andan ders almasını bilmeli.
Böyle kişiler bedduasını dinlerken içerdiği manaları bildiğim için iliklerime kadar titrerim.
Bedduaya muhatap olanların serzenişini en iyi anlayanlardan biri benim.
Yola beraber devam ettiği insanlardan çelme yemek elbette çok zor bir hadise.
Böyle bir hadiseye şahit olmuş bir insanım.
Görevi kötüye kullanmanın ne olduğunu en iyi bilenlerdenim.
Devletin ve milletin hakkını kollayıp gözetmeye kalkanları,
Fütursuzca yanlışlığa yürüyenlere engel olmak isteyenleri,
Devletin gücünü kullanarak bu insanları bir tek şeyle mahkum ettiklerini biliyorum ;Görevi kötüye kullanmak.
Bu tür olaylar günlük hayatta binlerce kez cereyan ediyor ama kimse farkına varmıyor.
Ezilenin ve zulme uğrayanın feryadını hiç kimse duymuyor.
Neticede insanlar ya beddua ediyor. Ya da işi Allah’a havale ediyor.
Her insanın yaşantısında bu sahifeler mevcuttur. Benim de yaşantımda böyle bir sahife mevcuttur.

Haksız, hukuksuz ve yersiz bir biçimde devlet gücünü kullananların karşısında kalıyorsunuz. İşi yapan abdestimden şüphe yok diyor. Haksızlığa uğrayan da abdestimden şüphe yok diyor.. Ne yapacaksınız. Bir müracaat makamının olması gerekir. Bu ve buna benzer insanları kollanmalarından dolayı bir üst makama şikayet edemiyorsanız şikayet edeceğiniz bir makam bulunmalı. Uğradığınız haksızlığı taşıyacağınız bir yer olmalı değil mi ?
İnsan nisyanla mükelleftir. Ama hakkı nisyan kendisine çok pahalıya mal olur.
Böyle bir insana ben beddua etmiyorum.
Onu Allah’a havale ediyorum.
Bilmem bedduayla aynı anlama gelir mi ?

İncittinse garibi yedinse yetim hakkı
Titretir yeri göğü el açtımı semaya
Yüreği yaralanmış gönlü bir kez kırılmış
Şahı tahtından eder başlarsa bedduaya. (Dermanî)

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. TANFER dedi ki:

    AĞZINA VE YÜREĞİNE SAĞLIK DERMANİ BABA
    Deme niçin bu böyle yerindedir o öyle bak sonunu sabreyle görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler.
    İbrahim Hakkı Hazretleri.

    1. ali kaybal dedi ki:

      Eyvallah deyince olurmuş Tanfer’im

YORUM YAZ

shares